Oğulcan Yiğit Özdemir'in edebiyat işleri.

the arabian

Çöle dönmüş bir ormanda ıssız bir kulübede bulunan arşivin yanmasının trajik ve aşırı anlam yüklü olması durumuyla baş etmek gerek.

Evet, modern kapitalist yıkımın son örneği, bir orman yangınının engellenememesi olarak karşımıza çıkarken, kapitalizmin mezarını örtecek toprağın saklandığı nice film, kayıt, belge, hepsi bu yangınla beraber kül oluyor. En başta şu safça soru akla geliyor: Doğa kimin tarafında? Afetler bile egemenleri mi sevindiriyor?

Ama hayır, bu en fazla kaderci ve Tanrı’ya yakarmaya ayarlanmış, iliştirilmiş bir tavır olurdu. Hayır, Doğa sadece egemenlerin fırtınalarıyla insanlık mirasından bir parçayı onlarca insan, hayvan, doğal canlıyla beraber toprağa karıştırırken bize tek bir şeyi hatırlatıyor: o da egemenliğin insanda olmadığı sürece, egemenlerin Tanrı muamelesi göreceği.

Hatırlıyorum, Lenin’in heykelinin derin bir gemiye binip götürülüşü, Ulis’in büyük savaştan sonra köyüne dönüşünü ve onu sadece köpeği ve hizmetçisinin tanıyışını. Şimdi o köy yanıyor. Bilmem anlatabiliyor muyum? Ulis’in nazarı üzerinize olsun.

Biliyoruz ki toprak bereketlidir, o filmler toprağa karışacak, o topraktan çiçekler bitecek ve geleceğin büyük yönetmeni o çiçeği koklamak için başını eğecektir.

Koca bir Yunan kasabasının kalabalık bir sahil koyu, hatıraların demirlediği yer. İsa’ya özgü yardımseverliğin bir tür güncel ve acımasız tekniğe dönüştüğü Avrupa’da şu an parçalanan şey yalnızca bu sahtekar maske değil. Hayır, yardıma giden senatörlerin yine Yunanistan’ı kendisine sahip çıkamamakla suçlaması, bunun altında yatan derin riyanın inandırıcılığı aynı zamanda. Esaslı sorun bu işte, şeref yoksunluğunun çağdaş gerçekliğin prizmasına kalınca bir fırçayla sinizmin kara lekesini sürmesi.

Avrupa kendini yakıyor, aynı bir zamanlar Neron’un Roma’yı şaraba bulayıp anlamsız bir yaşamdan intikam almak için yakmasında olduğu gibi. Ona derin çizgilerini veren, Toprağa ve Tarih’in yüzüne derin çizgilerini çeken yönetmenlerin, yazarların, usülsüzce defnedilmesiyle yapıyor bunu.

Ama şunu bilmiyor, usulünce gömülemeyen her şey sonunda geri döner. Eğer geriye külden başka hiç bir şey kalmazsa, fırtına olup geri döner ve siz Robinson gibi kaçacak adalar ararsınız, Cumanız olacak yeni bir ırk bulmak için Mars’a füzeler inşa edersiniz.

Kapitalizm, şu an ona karşı çalışan bütün değeri, kendi sorgulanamazlığını ispat etmek için saygısızca gömmeye çalışıyor. Doğa, aleyhinizedir, Tarih, aleyhinizedir, peki büyük bir ihtimamla, bütün bunların abidelerini, Eliot’un deyişiyle “düşüncenin o yüce anıtlarını”, o zarifçe yerleşmiş anıtları hırsla paranın peşinde koşarken devirenler kimler? İsimleri yok, isimleri olmadığı için, ancak maskelerin ardından konuşabiliyorlar: Yardımımıza ihtiyacınız var. Yardımseverlik, şu yüce yardımseverlik!

Ne diyordu Brecht: “Yok edin yardımseverliği.” Kimsenin kimseye küstahça yardım eli uzatmadığı bir dünya için kırın anıtlarımıza uzanan elleri.

Elveda Angelo, göklerdeki dumanda, yağan yağmurdasın.