Köprüler zincirlenmiş ölümü bekliyor
Kurtlar ve güzün deniz kabuklularında sonsuz biçimler alışı,
Karşı karşıya geldi geçitler, bıçak sessizce ayrılır yarasından
Gözümde bir ayrılık lekesi dolunayda gündüz düşlerinden;
Yaban denizler ulur yabancı kıtalarda,
Kuşların henüz ayılmadan denizde görünmesine ne demeli?
Ben ki bir yanlış çapa dolunayda avlanırım,
Yanlış gemiler avlar bi’ dolu ren geyiğine susarım,
Erzaksız gözlem evleri, tehlikeli kıyılar
Yıldızlar yıldızlara bitişir dün gece sen yoktun ellerin yoktu
Davul zurna aydınlık upuygun bir sessizliği kuşandım sen yoktun
Birikmişti perçemlerin, serçe gibi beklemiştik heyecanlanmayı
Tek tek toplanmıştı bu kalender ağızlar açık gözlerin yorgundu sen yoktun.
Toplanan düşler nereye dökülür sen yürürsün onlar nereye dökülür
Bir fatih kimi İskenderiye’de kitap karıştırır kimi Rodos’ta tufan olur, kaftanı sökülür
Beş parasız bir sultan bir esrarkeşten başka nedir?
Bir bardak su bir bardak daha ve ne kalacak günümüze yarının kıymıklarından başka?
Saklı sularda oynaşır saç telleri,
Perçemler düşer suya orada toplar Daphnia kendi etini
Etli yemekler yenir Hadrianus’un sofrasında bir imparator güzelliğinde
Antonius’un dudaklarında menekşelenmişti, kırılmıştı Yahudiler kırkıncı Şabat ayında.
Peki, ne ala, ne ala, sen, ey köprü, kendini yıkabilir misin?
Martıların olmadan kıyıda sayıklayıp durmaz mısın?
Yıkamaz, yıkamaz, zil zurna teknelerde uyur kalır
Başka ne olur ondan bir teknenin sersemliği olur
Domdom kurşunu gibi yumrukları ve avuçlarını açtığında dökülür karasinekler,
Kaçıncı bilirkişi henüz tanıyan çıkmadı.
Bir kişi kaç kişidir eğer masada dört kişi oturuyorsa,
Sardunyalar kaçıncı Nef’i beyitine benzer eğer bir sonsuz girişim yenilgiyle sonuçlandıysa?
Kaçıncı tortusu bu gecenin bir parça peçeteye karaladığım,
Bir parça peçeteye karaladığım kaçıncı kapı zili,
Tahta bir gitar sakız ağacına şarkılar söyler.
Yiğit Özdemir
30.11.18
