Makara sarıyor, hep tersine sarıyor, bunca yapılmış işi bobine dolayıp gidecek sanki. Tersine aksa da zaman kurtulsak yaşamak uğraşından, sevmek zamanından, derilerimizi birbirine temas ettirme sevdasından. Hepsi bitse de, yaşamak bitse de bir güzel kurtulsak şu uğursuzlardan, kapısızlardan, görgüsüz aymazlardan. Sanki bir rakı bardağına suyu doldurup üzerine de meşhur sıvıyı katsak, tek seferde dibine kadar diksek, o hastalıklı, stoik rengimize kavuşsak, her şey düzelecek. Meşhur rakı çiftesini yesek, kendimize gelecek gibiyiz. Yalnız o hastalıklı, sayrı renk de olmasa.
Beyazları çekip yatağımıza kusmasak, üstümüzü leke yapmasak, karımızı anamızı bezdirmesek, genç kızlar gibi ağlamasak… Her şey bir günde değişir, tabii, çünkü bir günde bozulduğunu söylediler. Ah o bir günü bir bulsam, bir elime geçirsem ona öyle şeyler yapacağım ki. Onu, bir güzel yaşayacağım! Hem de öyle bir yaşayacağım ki, onu görülmemiş hallere sokacak, hem de üstüne mutlu ayrılacağım.
Kapı dışarı edeceğim kamilleri, ermişleri, çok bilmişler sıkı dostumdur, onlarla takılacağım. Komik hallere düşeceğiz tekrar, hepsi olacak, intihar mektubu gibi yazmayı hep beraber bırakacağız. Yazdıklarımızın hepsini bir çırpıda okuyup sonra o bir gün çınar ağaçlarının dibine gömeceğiz. Evet, yapacağımız bu, yazılmış tüm bu bedbaht karalamaları çınar ağacının dibine gömeceğiz, sonra, sonra mı? Sonra, yaşamayı yazacağız. Yaşam gibi yazacağız.
Azdırılan savaşlara, küllenmişken alevlendirilen düşmanlıklara, bitmeyen küçük hasetliklere rağmen, karşı, canına yandığım!
